29 Eylül 2012 Cumartesi

Suriyeli Sığınmacılar Sorunu-II


Prof. Dr. İhsan Bal
USAK Bilim Kurulu Başkanı ve USAK Güvenlik Araştırmaları Merkezi Başkanı


Suriyeli sığınmacılar konusu, zaman ilerledikçe büyüyen ve karmaşıklaşan bir problem haline geliyor. Hatta bu sorun, yakın gelecekte ülkemiz açısından can sıkıcı sonuçlar doğurabilir.

Hâlihazırda Türk topraklarına giriş yapan sığınmacı sayısı 120 bine ulaşmış durumda; kamplarda ise 90 bin sığınmacı bulunuyor. Bu rakam, Türk yetkililerin kabul edilebilir limit olarak gördüğü 100 bin sınırının aşıldığını gösteriyor.

Sorun, elbette öncelikle insani boyutu açısından dikkate değer; ancak gelişmelerin diplomatik ve güvenliğe ilişkin ciddi riskler yarattığı da kabul edilmeli. Türkiye’nin sınırlarını açarak, savaştan kaçan Suriyelilere kendi topraklarında barınma olanağı sağlaması, insani değerler açısından tabii ki doğru bir tutumdur. Ancak süreçten en az hasarla çıkabilmek ve sığınmacı krizini rasyonel biçimde yönetmek için bazı adımlar atılması gerekiyor.

Bilindiği gibi Baas rejimi, büyük fırınlar dâhil birçok gıda üretim noktasını bombalayarak geniş halk kitlelerinin mağduriyetini katmerledi. Bu tip eylemler, aslında Suriye nüfusunun yüzde 70-75’ini oluşturan “ötekilerin” rejim tarafından sistematik biçimde cezalandırılması anlamına geliyor ve toplumu ayrıştırmada stratejik bir tercih olarak uygulanıyor.

Türkiye, Lübnan ve Ürdün’de ortalama yüz, toplamda ise 300 bini aşkın mültecinin yaşam şartları bir yana, asıl riskin Suriye içerisindeki yaklaşık 3 milyon göçmen üzerinde yoğunlaştığı söylenebilir. Ülke içinde yer değiştiren bu 3 milyon göçmenin önemli kısmının kendi geçimini sağlaması mümkün olmayan çocuk, yaşlı ve kadınlardan oluştuğu biliniyor. Yani Suriye’de bugün Esed’in bombaladığı sivillerden başka, gerekli gıda ve ilaç ihtiyacını karşılayamayan siviller arasında da yüksek oranda ölüm riski söz konusu. Böylesi bir risk, yeni göç dalgaları yaratarak komşu ülke sınırlarını zorlayacaktır. Örneğin, Türkiye’deki sığınmacı sayısının yeni bir göç dalgası karşısında rahatlıkla 150-200 binlere tırmanması olası görünüyor.

Bu nedenle başta Arap Ligi, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler nezdinde olmak üzere uluslararası kamuoyunun ısrarlı bir kampanyayla uyarılması ve bir yol haritası çıkarılması zorunluluk arz ediyor. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun sürecin başından bu yana gösterdiği yoğun çaba, muhataplarının harekete geçmesini henüz temin edemese de çözüm için hâlâ gayret sarf etmek gerekiyor.

“Suriye’de Savaş Riski”

Nitekim Davutoğlu, BM toplantısında Suriye’de sığınmacılar için tampon bölge oluşturulması gerektiğini bir kez daha vurguladı; hatta “göç etmeye zorlanmış binlerce insana yardım ulaştırmak için savaş riskinin göze alınabileceğini” söyledi. Ancak Suriye içerisinde oluşturulacak güvenli bölgeler en doğru çözüm olarak görünse de gerçekleştirilmesi en zor seçenek gibi duruyor. Yine de Fransa ve İngiltere’nin bu seçeneğe olumlu baktıklarına dair emareler var. Belki şartların zorlanmasıyla Suriye’de baskı altındaki milyonlarca insanın yaklaşan kış koşullarında mağduriyetini azaltacak alternatif çözümler, zorunlu göç dalgasını kontrol altında tutmaya yardımcı olabilir.

Türkiye’deki kampların sağlanan standartlar bakımından takdir ediliyor olması bu süreçteki en büyük kazanımlardan. Ancak, bu olumlu tabloyu provokasyonlarla aşındırmak için gün sayanlar olduğunu da bilmek gerek. Bu kesimler, zor kış koşullarında kaçınılmaz hale gelecek kısmi mağduriyetleri abartılı propagandalarla ulusal ve uluslararası kamuoyuna ulaştırmakta hiç zaman kaybetmeyeceklerdir. Bu nedenle hem sığınmacılarla kurulan diyalogun derinleştirilmesi hem de dış dünyanın dikkatinin bölgeye daha fazla çekilmesi büyük önem taşıyor.

Zira konuyla ilgili birinci yazıda da ifade edildiği üzere, büyük çabalar ve fedakârlıklarla yürütülen ve ulusal bir proje haline gelen Suriyeli sığınmacılar konusu en ufak bir kıvılcımla “ulusal hayal kırıklığına” dönüşmeye son derece müsait.


NOT: Bu yazı ilk olarak 29 Eylül 2012 tarihinde HaberTürk gazetesinde yayımlanmıştır.